ayazlar karoser

ENGELLİ SAHABELER 21.03.2021 16:24:00 0

Engelli sahabeler Hz.Abdullah Bin Mesud

Engelli sahabe kısa boylu ve ince bacakları ile dikkatleri çeken Hz.Abdullah Bin Mesudun bünyesinin tüm çelimsizliğine rağmen Kureyş müşriklerinin bulunduğu Kabe ye gitmiş ve orada aleni olarak Kuran okumuştur.

Ailesi ve İslâm’dan önceki hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Babası, Abdullah b. Hâris b. Zühre’nin halîfi idi (yeminli, muâhid). Bu sebeple o da Benî Zühre’nin halîfi olarak tanınmıştır. Fakir bir ailenin çocuğu olduğu için İslâmiyet’e girmeden önce pek tanınmayan Abdullah b. Mes‘ûd, çocukluğunda Ukbe b. Ebû Muayt’ın sürülerine çobanlık yaptı. Hz. Hatice ve Ali’den sonra İslâmiyet’i kabul eden üçüncü kişi olduğu söyleniyorsa da bizzat kendisi, altıncı müslüman olmaktan şeref duyduğunu belirtmektedir. Onun yeni dine girişini, koyun sürülerini otlattığı bir sırada Hz. Peygamber’le aralarında geçen olağan üstü bir hadiseye bağlayan haberler yanında, Peygamber’in Erkam’ın evine yerleşmesinden veya Hz. Ömer’in İslâm’a girmesinden önce müslüman olduğuna dair rivayetler de vardır. Abdullah’ın annesi Ümmü Abd bint Abdüved ve kardeşi Ukbe de ilk müslümanlardandır. Babası hakkında fazla bir şey bilinmediği için kendisine sahâbî b. sahâbiyye dendiği gibi, yine annesine nisbetle İbn Ümmü Abd diye de anılmıştır. Müslüman olduktan sonra, azılı İslâm düşmanlarından biri olan Ukbe b. Ebû Muayt’ın yanından ayrıldı ve kendini dine ve Hz. Peygamber’in hizmetine adadı.

 

Mekke’de diğer müslümanlarla birlikte o da müşriklerin eziyet ve işkencelerine mâruz kaldı ve bundan kurtulmak için Habeşistan hicretlerine katıldı. Müşriklerden korkmadan ve onlardan gelecek baskılara aldırmadan, Hz. Peygamber’den sonra Kâbe’de âşikâre Kur’an okuyan ilk sahâbî olan Abdullah b. Mes‘ûd, aynı zamanda Medine’ye ilk hicret edenler arasında yer aldı. Medine’de Resûlullah onunla Zübeyr b. Avvâm ve Muâz b. Cebel arasında muâhât kurdu. Kaynaklar onun Hz. Peygamber zamanındaki bütün savaşlara katıldığını bildirmektedir. Bedir’de savaştan bir önceki gece keşif kolunda görev aldı ve savaş sırasında yaralı olarak bulduğu Ebû Cehil’i öldürdü. Hz. Peygamber, ümmetin Firavun’u diye vasıflandırdığı Ebû Cehil’in öldürülmesinden dolayı Allah’a hamdederek Abdullah’ı övmüş ve Ebû Cehil’in kılıcını ona vermiştir.

 

Medine’de Mescid-i Nebevî’nin arka tarafında Abdullah’a annesiyle birlikte oturacakları bir ev ayrıldı, ayrıca kendilerine Resûlullah’ın evine rahatça girip çıkmaları için izin verildi. Hatta bu yakın münasebet sebebiyle yabancılar onları Peygamber ailesinden sanırdı. Kendisini Resûlullah’ın hizmetine adamış olan Abdullah, Hz. Peygamber bir yere gitmek istediği zaman ayakkabılarını çevirip hazırlar, yolda önünde yürür, yıkanırken perde tutar ve uykuda iken ibadet için uyandırırdı. Bir yere oturduklarında ayakkabılarını çıkarır, muhafaza ederdi. Güzel sesliydi ve çok güzel Kur’an okurdu. Sahâbe arasında ahlâk ve yaşayışı bakımından Resûlullah’a en çok benzeyen bir kimse olarak kabul edilirdi. Hz. Peygamber’in hayat tarzını, kıyafetini, ahlâk ve tavırlarını örnek almada son derece gayret gösterirdi. Bir yandan Hz. Peygamber’in özel hizmetinde bulunurken diğer yandan da yeni müslüman olanlara İslâmiyet’i öğretirdi. Abdullah, Uhud Gazvesi’nde bir ara ortaya çıkan panik sırasında Peygamber’in yanından ayrılmayan birkaç kişiden biridir. Hz. Peygamber’in vefatından sonra meydana gelen ridde olaylarında Medine’nin savunulması ve stratejik noktalarının korunması maksadıyla, Halife Ebû Bekir tarafından seçilenler arasında o da yer almıştır.

 

İbn Mes‘ûd, Hz. Ömer tarafından Kûfe kadılığı ve beytülmâl idaresi ile görevlendirildi. Daha sonra Şüreyh’in kadı olarak tayin edilmesi üzerine yalnızca beytülmâlle ilgili görevini sürdürdü. Ömer şehid edilince Medine’ye döndü ve bir süre orada kaldıktan sonra Halife Osman tarafından Kûfe’deki eski görevine iade edildi. Bundan dolayı, A. J. Wensinck’in Abdullah b. Mes‘ûd’un idarî işlerden anlamadığına dair iddiası (bk. İA, V, 772) herhangi bir esasa dayanmamaktadır. Onun anlayış ve kabiliyeti konusunda, Resûlullah’ın bir münasebetle söylediği şu söz de yeterli bir delil teşkil eder: “Eğer onlara danışmadan bir emîr (yönetici) tayin etseydim, İbn Ümmü Abd’i tayin ederdim” (Tirmizî, “Menâḳıb”, 38). Ayrıca Hz. Ömer’in Şamlılar’a daha çok hediye vererek onları kendilerinden üstün tuttuğunu söyleyen Kûfeliler’e, İbn Mes‘ûd’u Kûfe’de görevlendirmek suretiyle de onları şereflendirdiğini ifade etmesi (bk. İbn Kayyim, İʿlâmü’l-muvaḳḳıʿîn, I, 17), onun bir yönetici olarak halife nezdindeki değerini gösterir. Hz. Ömer’in Kûfe valisi olan Ammâr b. Yâsir ve Hz. Osman zamanında aynı yerin valisi olan Sa‘d b. Ebû Vakkās gibi büyük sahâbîlerle bazı konularda görüş ayrılığına düşmesi sonucu, adı geçen valiler görevden alınırken İbn Mes‘ûd’un uzun bir müddet görevde bırakılması, Wensinck’in iddiasının yersiz ve tutarsız olduğunun bir başka delili sayılmalıdır. Kûfe’de resmî vazifesi yanında ilmî faaliyeti ve yetiştirdiği talebeler vasıtasıyla Kûfe tefsir ve fıkıh mekteplerinin de temellerini atmış bulunan Abdullah b. Mes‘ûd, daha sonra Hz. Osman tarafından Medine’ye çağrıldı. Fakat İbn Mes‘ûd, halifenin Ebû Zerr’i Rebeze’ye mecburi ikamete göndermesi ve resmî Mushaf’a muhalif olur endişesiyle bazı şahısların elinde bulunan Mushaflar’ın yakılmasını emretmesi gibi sebeplerle halifeye kırgındı. Kûfeliler onu koruyacaklarını vaad ederek ayrılmamasını istedikleri halde, ortaya çıkacak fitnelerin kendisi yüzünden başlamasını arzu etmediğini belirterek görevine son veren Osman’ın emrine uydu ve Medine’ye döndü. Medine’de bir süre kaldıktan sonra hastalandı ve altmış yaşını geçmiş olarak vefat etti. Cenaze namazı Hz. Osman veya Ammâr tarafından kıldırıldı ve Bakî‘ Mezarlığı’na defnedildi. J. C. Vadet’in İbn Kesîr ve İbn Hacer’e dayanarak İbn Mes‘ûd’un Kûfe’de vefat ettiğine dair verdiği bilgi (bk. EI2 [Fr.], III, 898) yanlıştır. Zira bu kaynakların her ikisi de İbn Mes‘ûd’un Medine’de vefat ettiğine dair olan rivayeti benimsemişlerdir (bk. el-Bidâye, VII, 163; el-İṣâbe, IV, 235).

 

Kaynakların belirttiğine göre Abdullah b. Mes‘ûd kısa boylu, zayıf ve esmer bir kimse idi. Son derece mütevazi bir kişiliğe sahipti. Saçlarını uzatır, temiz ve güzel giyinmeyi severdi. Süründüğü güzel kokularla karanlık gecede bile tanınırdı. Reyta ve Zeyneb adlarında iki hanımı (bk. İbn Sa‘d, VIII, 290), Abdurrahman, Utbe ve Ebû Ubeyde adlarında üç oğlunun olduğu bilinmektedir. Daha çocuk sahibi olmadan Hz. Peygamber kendisine Ebû Abdurrahman künyesini vermiş ve oğlu olduğunda adını Abdurrahman koymuştur. Abdullah b. Mes‘ûd’un hizmetlerini ve büyüklüğünü, onun siyasî ve idarî alandaki faaliyetinden çok, İslâmî ilimlerin kuruluşundaki öncülüğünde aramak gerekir.

 

Hadis İlmindeki Yeri. İbn Mes‘ûd, gerek ilk dönemde Müslümanlığı kabul edişi, gerekse Hz. Peygamber’le olan yakın münasebeti sebebiyle ondan birçok hadis duymuş ve rivayet etmiştir. Ayrıca Hz. Ömer, Osman, Ali ve diğer sahâbîler vasıtasıyla rivayet ettiği hadisler de vardır. Kendisinden de Ebû Mûsâ el-Eş‘arî, İbn Abbas, İmrân b. Husayn, Câbir b. Abdullah, Enes b. Mâlik gibi birçok sahâbî ile Alkame b. Kays, Mesrûk, Esved b. Yezîd, Abîde es-Selmânî, Amr b. Şürahbîl, Hâris b. Kays vb. büyük tâbiîler rivayette bulunmuşlardır. Ondan gelen 848 kadar hadisin büyük bir kısmını bizzat Resûlullah’tan rivayet etmiştir; bunların çoğunu Ahmed b. Hanbel’in Müsned’i ve Tirmizî’nin Sünen’inde bulmak mümkündür. Buhârî ile Müslim, İbn Mes‘ûd’un 64 hadisini ittifakla Ṣaḥîḥ’lerine almışlardır. Ayrıca Buhârî 21, Müslim ise 35 hadisini müstakil olarak almıştır. Buna göre Buhârî onun rivayet ettiği 85 hadise, Müslim de 99 hadise Ṣaḥîḥ’inde yer vermiştir. İlk zamanlar hadislerin yazılmasına taraftar olmayan İbn Mes‘ûd, hadis rivayetinde son derece titizlik göstermiştir.