Mustafa YILDIRIM YAZAR ONAY


Hayatı Zorlaştıran Bizleriz!

Hayat zor! Bu cümleyi sık sık duyar hatta kullanırız. Evet, gerçekten hayat zor bu doğru!


Özellikle yaşadığımız her geçen gün bu zorluk giderek daha da artmakta.
Bir girdaba kapılmışız gibi, bir cendereye tutulmuşuz gibi, bir makinenin
dişlileri arasında eziliyormuşuz gibi zorluklar içerisinde bir hayat sürüyoruz.
Kiminle görüşsek, kimle konuşsak söz dönüp dolaşıyor hayatın zorluğuna geliyor bir şekilde.

Bu zorluk üzerine saatlerce konuşuyoruz. Yetkililer bu zorluğu kolaya çevirmek adına peşi sıra
tedbirler aldıklarını söylüyorlar. Lakin ne hikmetse yaşadığımız zorlukları bir türlü aşamıyoruz!

                Bizler şunu pek düşünmüyoruz galiba. Hayat mı zor yoksa bu hayatı zorlaştıran bizler miyiz?
İşin biraz daha derinine indiğimiz zaman bu zorluğun ortaya çıkışında bizim de oldukça yüksek bir payımız

bulunmakta değil mi? Hayata gerektiğinden fazla değer verip, anlam yüklediğimiz zaman
bu değer oranında beklentilerimiz ve hedeflerimiz de yükselmekte haliyle. Hedef yükseldikçe, beklenti arttıkça
bunu gerçekleştirmek için daha fazla çalışmak ve gayret göstermek gerekiyor elbette.

 

İlk hedeften sonra gelsin yeni hedefler,
yeni beklentileri karşılama çabaları. Bu kısır döngü sarmalına daldığımızda ise kendimize, sevdiklerimize
daha az vakit ayırıp ömrümüzün ekseriyetini çalışmaya, para kazanmaya ayırdığımızın farkına bile varmıyoruz.
Yıllar geçtikten sonra dönüp geriye baktığımızda “keşke”lerle dolu cümlelerin kurulduğu bir hayat görüyoruz.

           Bir yandan da bu bahsettiğim konunun dışındaki zorluklarla mücadele ederek hayatlarını devam ettirenler var.
Onlar diğerlerine göre bu zorlukları daha “içten” yaşıyorlar. Evet çeşitli sebeplerden dolayı engelli olanlardır bu insanlar.
Kimisi bir kaza sonucu, kimisi bir hastalık nedeniyle, kimisi de anne karnında fark edilmeyen bir durum
neticesinde oluşan olumsuzluklardan dolayı   maruz kalmışlardır bu zorluğa…

                Onlar, bu zorluklarla başa çıkarak hayata tutunmuşlar ve mücadelelerinden
bir nebze olsun vazgeçmemişlerdir. Bu azim ve kararlılıkla yaşamaya devam etmekteler.
Onların hayatlarını zorlaştıranlar ise yapılmayan bir rampa, çalışmaları için iş imkânı sağlamama
gibi sebeplerle gereken ilgi ve saygıyı göstermeyenler yani bizleriz. Acıyarak bakmaktan tutun da yardım etmek adı
altında duyguları incitici davranışlar sergilemeye kadar ne varsa yapanlarımız var bilerek veya bilmeyerek.
Art niyetli veya iyi niyetli hiç fark etmez. Biraz empati yapabilsek…
Unutmayalım onlar da insan, tıpkı bizler gibi! Herkes gibi onlar da çalışabilir,
kendi işlerini yapabilirler. Sadece o imkânın verilmesini ve hayatı paylaşmamızı bekliyorlar.
Onlara gereken saygıyı gösterdiğimiz takdirde yaşama sevinçlerine de ortak olmuş olacağız.

                Bugün için engelli olmayanlar şunu akıllarından asla çıkartmamalıdırlar;
bir dikkatsizlik, tedbirsiz bir davranış, bir hastalık, hesapta olmayan bir kaza çok kısa sürede her insanı engelli yapabilir.
Aslında herkes bir engelli adayıdır aynı zamanda. Engellerin en kısa sürede ortadan kalkması temennisiyle…

                Selam ve dua ile…

               

MİNİK BİR TEBESSÜM

          TEK GÖZÜ GÖRMEYEN AMCA VE SİLAH RAPORU ALMA MÜCADELESİ

Amcamız avcılık yapmak ister, kendini korumak içinde bir tüfek alır, ama
amcamız kanunsuz iş yapmaz. Bir silah ruhsatı almak ister ancak bir engeli vardır;
tek gözü görmüyordur.

Doktora gider ve heyete çıkar. Doktor bey;

- Amca senin bir gözün görmüyor, sol gözün görmeden nasıl silah ruhsatı alacaksın?
Sorusunu sorunca amcadan güldüren yanıtı alır.

- Oğlum, ben nişan alırken zaten sol gözümü kapatıyorum yani
göz gez arpacık yaparken sol gözüm kapanıyor, cevabını verir.
(Engellilerin Başından Geçen Fıkra Tadında Olaylar; Selman Devecioğlu, S: 14)

 

İLGİLİSİNE NOTLAR

Engellinin silahı sabırdır.

En büyük engel, engellenmektir.

Hayatı paylaşmak için engel yoktur.